Yeni bir işe, kursa veya arkadaş grubuna girdiğinizde çevrenizi tanımaya çalışmanız doğaldır. Ancak dikkatiniz kısa sürede “Kim daha rahat konuşuyor?”, “Ben neden onlar kadar bilgili değilim?” veya “Buraya uygun biri miyim?” sorularına kayıyorsa, tanışma deneyimi sessiz bir sıralama yarışına dönüşebilir. Yeni ortamda kendini karşılaştırmak, henüz yeterince bilgi sahibi olmadığınız bir yerde konumunuzu anlamaya çalışma biçimi olabilir. Sorun, bu kısa gözlemlerin kendi değerinize ilişkin kesin hükümlere dönüşmesidir.
Karşınızdaki kişinin dışarıdan görünen rahatlığını, sizin içeriden hissettiğiniz heyecanla karşılaştırmak eşit koşullarda yapılmış bir değerlendirme değildir. Onun geçmişini, hazırlığını, ortamdaki tanıdıklarını veya o günkü endişelerini bilmiyorsunuzdur. Kendiniz hakkında ise en küçük tereddüt dahil çok fazla bilgiye sahipsinizdir. Bu bilgi farkını görmek, başkalarını küçümsemeden kendinize daha adil yaklaşmanın başlangıcı olabilir.
Yeni bir ortam neden kıyaslamayı artırabilir?
Tanıdık çevrelerde davranışların anlamını tahmin etmek daha kolaydır. Kimin şaka yaptığını, hangi sessizliğin olağan olduğunu ve sizden ne beklendiğini bilirsiniz. Yeni bir yerde bu bilgiler henüz oluşmamıştır. Zihin belirsizliği azaltmak için insanları, kuralları ve ilişkileri tarar. Bu tarama bazen yararlı bir gözlemken bazen de “Benden daha iyiler, ben gerideyim” biçiminde kişisel bir değerlendirmeye dönüşür.
İlk günlerde kendinizi yabancı hissetmeniz, ortama ait olmadığınızı göstermez. Aidiyet çoğu zaman tanışmaların, tekrarların ve küçük ortak deneyimlerin ardından gelişir. Henüz oluşmamış bir yakınlığı kişisel yetersizlik olarak okumak, alışma süresini başarısızlık saymanıza neden olabilir. Özellikle yeni işe başlayan biri, yıllardır birlikte çalışan insanların akıcılığını kendi ilk gün performansıyla ölçtüğünde bu fark görünmez hale gelir.
Karşılaştırmanın yoğunluğu ortamın niteliğiyle de ilişkilidir. Sürekli sıralama yapılan, soruların küçümsendiği veya yeni gelenlerin dışlandığı bir yerde rahatsızlık yaşamak anlaşılabilir. Her güçlüğü kişinin özgüvenine bağlamak, çevresel koşulları gözden kaçırır. Kendinize yaklaşımınız kadar bulunduğunuz grubun açıklığını, saygısını ve yeni kişilere sunduğu desteği de değerlendirmek gerekir.
Gözlem yapmak ile kendini değersizleştirmek arasındaki fark
Gözlem somut ve sınırlıdır: “Bu kişi konuyu benden daha uzun süredir biliyor.” Değersizleştirme ise geniş bir sonuca sıçrar: “Herkes benden daha iyi; ben hiçbir şey bilmiyorum.” İlk ifade öğrenilecek bir alan gösterir. İkincisi kimliğiniz hakkında hüküm verir ve çoğu zaman hangi adımın yardımcı olacağını belirsizleştirir.
Bir kursa yeni katıldığınızı düşünün. Yanınızdaki kişi soruyu hızlı yanıtlıyor olabilir. Bunun nedeni önceki eğitimi, o konuyla ilgisi veya o gün bildiği bir soruya denk gelmesi olabilir. Tek bir yanıttan onun bütün yeteneklerini ya da sizin gelecekteki başarınızı çıkaramazsınız. Kıyaslama, verinin taşıyabileceğinden daha büyük bir anlam yüklendiğinde yorucu hale gelir.
“O iyi” düşüncesi neden “Ben kötüyüm” sonucuna bağlanır?
Bazı kişiler başarıyı sınırlı bir yer gibi deneyimler: Birinin görünür olması diğerinin değerini azaltıyormuş gibi gelir. Oysa bir grupta birden fazla kişi bilgili, ilgi çekici veya sevilebilir olabilir. Başkasının güçlü yönünü fark etmek, kendi katkınızın yokluğu anlamına gelmez. İki insan aynı alanda farklı deneyimlerle birlikte var olabilir.
Bu eşitleme geçmişte sık kıyaslanmak, kabul görmek için başarılı olmak zorunda hissetmek veya eleştiriden korunmaya çalışmakla ilişkili olabilir. Ancak tek bir geçmiş deneyimden herkese uyan açıklama çıkarmak doğru olmaz. Bugünkü iş yükü, uykusuzluk, sosyal dışlanma veya yeni rolün belirsizliği de kıyaslamayı güçlendirebilir. İşlevsel soru yalnızca “Nereden geldi?” değil, “Şu anda hangi koşullarda artıyor?” sorusudur.
İlk izlenimi bir sınava dönüştüren iç kurallar
“İlk gün mutlaka etkileyici görünmeliyim”, “Soru sorarsam yetersiz bulunurum” veya “Herkesle hemen anlaşmalıyım” gibi kurallar, yeni ortamın doğal belirsizliğine ek yük getirir. Bu kurallar çoğu zaman açıkça söylenmez; fakat davranışları yönlendirir. Kişi tanışmak yerine kusursuz görünmeye, öğrenmek yerine bildiğini kanıtlamaya çalışabilir.
Kurallarınızı fark etmek için bir buluşmadan önce kendinize neyi zorunlu gördüğünüzü sorun. Gerçekten işin gereği olan bir beklenti ile kendi koyduğunuz performans standardını ayırın. Bir toplantıda hazırlıklı olmak makul bir gereklilik olabilir. Her soruya anında cevap vermek veya hiç heyecan göstermemek çoğu durumda gerçekçi bir zorunluluk değildir.
Daha esnek bir yaklaşım, hedefi tamamen bırakmak anlamına gelmez. “Herkesi etkilemeliyim” yerine “İki kişinin adını öğrenmek ve bir soru sormak istiyorum” demek, kontrol edebileceğiniz davranışlara yönelmenizi sağlar. Diğer insanların sizi nasıl değerlendireceğini bütünüyle yönetemezsiniz; fakat saygılı, meraklı ve katılımcı davranmayı seçebilirsiniz.
Dikkat sürekli kendinizde kaldığında neler kaçabilir?
Nasıl göründüğünüzü, sesinizin titreyip titremediğini ve yeterince ilginç olup olmadığınızı sürekli izlemek, konuşmanın içeriğine ayırdığınız dikkati azaltabilir. Sonrasında “Söyleyecek bir şey bulamadım” diye kendinizi eleştirirsiniz. Oysa o anda zihinsel kapasitenizin önemli bir kısmı etkileşime değil, kendinizi denetlemeye ayrılmış olabilir.
Bu durum bir tanı anlamına gelmez. NIMH’nin sosyal kaygı bilgilendirmesi, başkalarınca değerlendirilme korkusunun bazı kişilerde sosyal yaşamı zorlaştırabildiğini açıklar. Yeni bir ortamda gerilmek tek başına sosyal kaygı bozukluğu olduğunu göstermez; süre, yoğunluk, kaçınma ve günlük yaşama etkisi birlikte değerlendirilir.
Dikkati dışarı yönlendirmek için kendinize yeni bir performans görevi vermek gerekmez. Karşınızdaki kişinin anlattığı bir ayrıntıyı merak etmek, ortamda yapılan işi anlamaya çalışmak veya konuşulan konuya ilişkin gerçek bir soru sormak yeterli bir başlangıç olabilir. Hedef, kendinizi hiç düşünmemek değil, dikkatinizin tamamını kendinizi puanlamaya ayırmamaktır.
Kıyaslama başladığında kullanabileceğiniz üç ayrım
Gördüğüm şey mi, çıkardığım sonuç mu?
“İki kişi kendi arasında konuşuyordu” gözlemdir. “Beni istemiyorlar” ise yorumdur. Yorum mümkün olabilir ama tek açıklama değildir. Önceden tanışıyor, bir işi tamamlıyor veya sizin katılmak istediğinizi fark etmiyor olabilirler. Bu ayrımı yapmak, kendinize olumlu bir hikâye dayatmak yerine henüz bilmediğiniz kısmı açık bırakmaktır.
Yorumlarınız sık sık sevilmediğiniz sonucuna gidiyorsa, insanların sizi sevmediğini düşünmek ve zihin okuma yanılgısı üzerine açıklamalar bu ayrımı derinleştirebilir. Gerçek dışlanmayı yok saymak gerekmez; belirsiz bir an ile tekrarlayan, açık davranış örüntüsünü birbirinden ayırmak gerekir.
Aynı başlangıç noktasında mıyız?
Deneyim süresi, ekonomik imkanlar, dil becerisi, sağlık, bakım sorumlulukları ve tanışıklık düzeyi birbirinden farklı olabilir. Bu farklılıkları hesaba katmadan yalnızca sonuçlara bakmak karşılaştırmayı yanıltıcı hale getirir. Birinin sizden daha rahat görünmesi, daha değerli olduğu anlamına gelmediği gibi aynı koşullarda olduğunuz anlamına da gelmez.
Burada amaç bütün farkları açıklayıp kendinizi ikna etmek değildir. Her kıyas için uzun bir savunma hazırlamak yeni bir zihinsel yük yaratabilir. “Koşulların tamamını bilmiyorum” demek bazen yeterlidir. Ardından sizin mevcut aşamanızda öğrenmeniz gereken şeye dönebilirsiniz.
Bu düşünce bir sonraki adımı gösteriyor mu?
“Sunum becerimi geliştirmek istiyorum” düşüncesi bir uygulama alanı açar. “Ben insan içine çıkacak biri değilim” düşüncesi ise seçenekleri kapatır. Kıyaslamanın doğruluğunu saatlerce tartışmak yerine işlevine bakabilirsiniz: Sizi öğrenmeye, bağlantı kurmaya veya ihtiyacınızı söylemeye mi yöneltiyor; yoksa yalnızca geri çekilmeye mi?
İşe yarayan bilgi varsa onu küçük bir hedefe çevirin. Örneğin bir sonraki toplantının gündemini önceden okumak veya yeni grupta bir kişiye kendinizi tanıtmak. İşe yarayan bilgi yoksa düşüncenin varlığını kabul edip o anki etkinliğe dönmek düşünülebilir. Düşünceye cevap vermemek, onun doğru olduğunu kabul etmek değildir.
Kendi ölçütlerinizi önceden belirlemek
Yeni ortama girmeden önce başarınızı yalnızca başkalarının tepkileriyle tanımlarsanız, gün sonunda elinizde çok az güvenilir veri kalabilir. İnsanların gülümsemesi veya sessiz kalması pek çok nedene bağlıdır. Kendi ölçütleriniz ise davranışınıza dayanabilir: Katıldım mı, merak ettiğim şeyi sordum mu, sınırlarımı korudum mu, ihtiyaç duyduğum bilgiyi aldım mı?
Bu ölçütleri bir puan tablosuna dönüştürmek zorunda değilsiniz. Aksi halde kendinizi karşılaştırma alışkanlığı bu kez yeni görevleri eksiksiz yapma baskısına dönüşebilir. Bir ya da iki niyet yeterlidir. İlk gün sadece ortamı tanımak da anlamlı bir amaçtır; her buluşmadan güçlü bir dostluk veya görünür başarı çıkması gerekmez.
Başkalarının onayı olmadan kendi değerlendirmenize güvenmek size çok zor geliyorsa, onay bekleme ve kişisel ölçütler geliştirme konusu bağlantılı olabilir. Buradaki amaç geri bildirimi reddetmek değil, onu kendiniz hakkındaki tek bilgi kaynağı olmaktan çıkarmaktır.
Bir atölye örneği: Kıyaslamadan katılıma geçmek
Yeni başladığı fotoğraf atölyesinde herkesin pahalı ekipman kullandığını fark eden birini düşünelim. İlk yorumu “Ben burada gerideyim” olsun. Bu yorumla birlikte makinesini saklıyor, soru sormuyor ve molada telefonuna bakıyor. Akşam da kimseyle konuşamadığı için ortamın kendisine uygun olmadığı sonucuna varıyor. Böylece ilk yorum, davranışları üzerinden daha inandırıcı görünmeye başlıyor.
Başka bir yaklaşımda aynı kişi ekipman farkını görür, fakat bunun öğrenme kapasitesini bütünüyle ölçmediğini hatırlar. Eğitmene mevcut makinesiyle hangi çalışmaları yapabileceğini sorar. Molada yanındaki kişinin ne çekmeyi sevdiğini merak eder. Hâlâ heyecanlı olabilir; buna rağmen deneyim hakkında yeni bilgi toplamıştır. Değişiklik, kendisini herkesten iyi hissetmesi değil, kıyaslamanın katılımını tamamen belirlememesidir.
Bu örnek her ortamın destekleyici olacağını vaat etmez. Eğitmen küçümseyici davranırsa veya grupta sürekli dışlanma varsa, programla ilgili geri bildirim vermek ya da başka bir ortam seçmek de makul olabilir. Kendi düşüncelerinizi incelemek, saygısızlığa uyum sağlama zorunluluğu yaratmaz.
Ortamdan çıktıktan sonra kendinize nasıl bakabilirsiniz?
Buluşmayı değerlendirirken yalnızca zorlandığınız saniyeleri seçmek yerine deneyimin bütününü hatırlamaya çalışın. Neyi öğrendiniz, hangi an nötr geçti, kiminle kısa da olsa temas kurdunuz? Amaç olumlu anları zorla üretmek değil, tek bir rahatsız edici ayrıntının bütün günü temsil etmesini önlemektir.
Değerlendirme uzayıp aynı sorulara dönüyorsa, tamamlanmış bir deneyimi yeniden sınava sokuyor olabilirsiniz. Kısa bir not aldıktan sonra başka bir etkinliğe geçmek yardımcı olabilir. Konuşma sonrası pişmanlık döngüsü, bu zihinsel tekrarın öğrenmeden nasıl ayrılabileceğini daha ayrıntılı ele alır.
İlerlemenin işareti her ortamda rahat olmak değildir. Önceden kaçındığınız bir buluşmaya katılmak, kıyaslamayı daha erken fark etmek veya bir hata sonrası kendinizi daha az hırpalamak da değişim göstergesi olabilir. Bazı günler daha fazla zorlanmanız, önceki deneyimlerinizi geçersiz kılmaz.
Sosyal medya ve görünür başarılar karşılaştırmayı nasıl etkiler?
Yeni tanıştığınız kişilerin sosyal medya profillerini incelemek, bazen onları tanımaktan çok kendinizi sıralamanın başka bir yoluna dönüşür. İş unvanları, seyahatler veya düzenli görünen arkadaşlıklar seçilmiş anları gösterir. Bu anların dışında kalan zorlukları görememek, kendi günlük hayatınızla başkasının öne çıkardığı kesitleri aynı düzlemde değerlendirmenize neden olabilir.
Bir etkinlik öncesi katılımcıları araştırmanın gerçek bir amacı olabilir: Kimin hangi alanda çalıştığını öğrenmek veya ortak ilgi bulmak. Ancak araştırma “Ben yeterli miyim?” sorusuna kesin cevap aramaya döndüğünde sınırını kaybedebilir. Profil incelemesini ne için yaptığınızı belirlemek ve gerekli bilgiyi aldıktan sonra bırakmak, dikkatinizi buluşmanın kendisine geri getirebilir.
Sosyal medyayı bütünüyle kapatmanız zorunlu değildir. Kendinizi daha çok hangi içeriklerin ardından küçümsediğinizi gözlemlemek, kullanım zamanınızı değiştirmek veya bazı hesapları daha az görmek seçenekler arasındadır. Burada ölçüt başkasının başarısına tahammül etmek için kendinizi zorlamak değil, kendi dikkat ve duygusal enerjinizi nasıl kullanmak istediğinizi fark etmektir.
Başkasının güçlü yönünü somut bir öğrenme sorusuna çevirmek
Bir kişinin rahat iletişimini fark ettiğinizde “Neden ben böyle değilim?” sorusu yerine, tam olarak hangi davranışı yararlı bulduğunuzu tarif edebilirsiniz. İnsanların adını mı hatırlıyor, kısa sorular mı soruyor, bilmediğinde bunu rahatça mı söylüyor? Böylece bütün kişiliği ulaşılmaz bir ölçü haline getirmek yerine gözlemlenebilir bir beceri seçersiniz.
Seçtiğiniz davranışı kendi tarzınıza uyarlamak önemlidir. Sakin biriyseniz yüksek sesle espri yapan birine dönüşmeniz gerekmeyebilir. İyi dinlemek, hazırlıklı gelmek veya bir kişiye içten bir soru sormak da ilişki kurmanın yollarıdır. Gelişim, herkesin aynı sosyal görünümü benimsemesi anlamına gelmez.
Deneme sonrasında yalnızca karşı tarafın tepkisini değil, sizin deneyiminizi de değerlendirin. Bu davranış size uygun muydu, ne öğrendiniz, bir sonraki sefer neyi değiştirmek istersiniz? Böyle bir yaklaşım, başkasının hayatını kendiniz için ölçü olarak kullanmadan ondan öğrenmenize alan açabilir. Sonucu tek buluşmaya bağlamamak da önemlidir; yeni bir beceri zaman içinde farklı durumlarda anlam kazanır.
Ne zaman profesyonel destek düşünülebilir?
Kıyaslama nedeniyle iş, eğitim veya sosyal fırsatlardan düzenli biçimde uzaklaşıyorsanız; günler öncesinden yoğun kaygı yaşıyor ya da etkileşimlerin ardından uzun süre toparlanamıyorsanız destek seçeneğini değerlendirebilirsiniz. Bir uzmana başvurmak için bütün ortamlarda zorlanmanız veya kendinize bir tanı koymanız gerekmez. Sizin için önemli alanlarda hareket imkanınızın daralması konuşulmaya değer bir konudur.
Bireysel terapi sürecinde kıyaslamayı tetikleyen durumlar, kendinize ilişkin kurallar ve geri çekilme davranışları birlikte ele alınabilir. Çalışmanın hedefleri kişinin ihtiyacına göre belirlenir. Tek bir teknik veya herkese uyan bir süre yerine, yaşadığınız örüntünün işlevini anlamak önemlidir.
Yeni ortamlara uyum sürecinde online görüşme
Yeni bir iş, şehir veya sosyal çevre içinde kendinizi sürekli yetersiz hissetmeniz günlük yaşamınızı etkiliyorsa, Felicita Psikoloji’den Psikolog Oğuzhan Kaplan ile bu deneyimi değerlendirebilirsiniz. Online görüşme, uygunluk ve görüşme koşulları birlikte ele alınarak bulunduğunuz yerden destek almayı mümkün kılan bir seçenektir. Amaç sizi başka birine benzetmek değil, kendi ihtiyaçlarınızı ve katılım biçiminizi anlamaktır.
Sıkça Sorulan Sorular
Yeni insanlarla tanışırken kendimi kıyaslamam normal mi?
Zaman zaman kıyaslamak yaygın bir deneyimdir. Önemli olan bunun ne kadar sürdüğü ve davranışlarınızı nasıl etkilediğidir. Kıyaslama sürekli geri çekilmeye veya yoğun değersizlik hissine yol açıyorsa üzerinde çalışmak yararlı olabilir.
Kendimi karşılaştırmam özgüvensiz olduğumu mu gösterir?
Tek başına böyle bir sonuç çıkarılamaz. Yeni rolün belirsizliği, deneyim farkı ve ortamın tutumu da etkili olabilir. Özgüven de bütün alanlarda aynı düzeyde olan sabit bir özellik değildir.
Başkalarını örnek almak ile kıyaslamak aynı şey mi?
Örnek almak belirli bir beceriden öğrenmeye odaklanabilir. Yorucu kıyaslamada ise o beceri kişinin bütün değerinin ölçüsü haline gelir. Öğrenilecek davranışı seçmek, kendiniz hakkında genel bir hüküm vermekten farklıdır.
Yeni ortamda sessiz kalırsam kötü izlenim bırakır mıyım?
Sessizlik tek bir anlama gelmez. İnsanlar tanımaya çalışırken daha az konuşabilir. Kendinizi zorla konuşturmak yerine kısa bir soru veya selamlaşma gibi size uygun bir katılım biçimi deneyebilirsiniz.
Kıyaslama düşüncesini tamamen durdurmalı mıyım?
Düşüncenin hiç gelmemesini hedeflemek ek baskı yaratabilir. Geldiğinde onu fark etmek, yorum ile gözlemi ayırmak ve seçtiğiniz davranışa dönmek daha uygulanabilir bir yaklaşım olabilir.
Yeni ortamlardan kaçınmaya başladıysam ne yapabilirim?
Güvenli ve yönetilebilir adımlarla katılımı yeniden değerlendirebilirsiniz. Kaçınma işinizi, eğitiminizi veya ilişkilerinizi belirgin etkiliyorsa bir ruh sağlığı uzmanıyla kişisel ihtiyaçlarınıza uygun destek planını konuşabilirsiniz.
